Güzelliğin İllüzyonu
Yazı
Aşkın, hayretin ve şaşkınlığın olmadığı yerde güzellikten bahsetmek ‘beğeni insanları’ için gülünçtür. Çünkü aşka, hayrete ve şaşkınlığa ‘like’ atılmaz. Onlar hissedilir ve yaşanır.
Kendini beğenmek ve kendini beğendirmek, güzelliğin dışındaki eylemlerdir. Çünkü doğal değildir, hızlıdır, kaygılıdır ve dolayısıyla saflığını yitirmiştir.
Güzellik, açıklanamaz. Eğer resimse bakılır, manzaraysa izlenir, şiirse okunur, şarkıysa söylenir. Güzel olan eğer bir yüzse seyredilir. Harikulade bir güzellik üzerine konuşmaya başlamak, o güzelliğin üzerine bulaşan ilk kiri temsil eder. Güzellik anlatılamaz çünkü insan hayret ettiği şeyler üzerine konuşamaz. Bir şeyin neden bu kadar güzel olduğuna dair sır, burada gizlidir. Güzelliğin sırrı, onun tekrar yaşanamaz oluşundadır. Bir defa tadılır, bir defa yaşanır. İkincisinde pürüz başlar. Pürüz; çıkıntıdır, kusurdur. Sanılanın aksine çok dikkatli bakanlar değil, kendinden başka her şeye dikkat kesilenler kusurları ilk görenlerdir.
Günümüzde, güzellik, beğeninin boyunduruğu altına girmiş bir modern yaşam illüzyonudur. Beğenmek ve güzel bulmak kavramları birbirine karışınca, bu karışıklıktan en büyük zararı gören de gerçeklik olmuştur. Şu ayrımı çok iyi yapmalı: Güzellik duygusal bir formdur. Düşünceye değil, hayale ve hatta seyre dayalıdır. Güzel olan, asla bir işe yaradığı için güzel değildir, varlığında kişiye yokluk duygusunu hissettirdiği için güzeldir. Dolayısıyla içinde şiddet barındırır. Güzel denince Sokrates’in tiranlık, Karneades’ın krallık, Theophrastus’un aldanma, Teokritos’un bela demesi bundan. Plotinos ise güzelliğe dair belki de en “şiddetli” tanımı yapanlardan. Ona göre güzellik, “ilahi aklın” bir yansıması, ışıltısı. Kadim bilgelerin güzelliğe dair bu şiddetli yorumları sadece o zamanlarda kalmadı, günümüze kadar taşındı. Alman şiirinin büyük ismi Rainer Maria Rilke, ‘katlanabileceğimiz dehşetin başlangıcı’ olarak görmüş güzelliği. Martin Heidegger, 1953’te yayınlanan “Introduction to Metaphysics” kitabında güzelliğin günümüzde ne derece itibar kaybedeceğini oldukça çarpıcı biçimde yakalamış:
“Yunanlılar güzeli sınır, kısıtlama, tehdit olarak anlıyordu. Güzel, her şeye ölçü ve düzen veren ölçüsüzlük ve düzensizliğin ta kendisiydi. Oysa biz modernler için güzel rahatlatan, hoşa giden, zevk veren, pastane tatlarının üretilme sanatına dönüşmüştür. Yunanlılar on ve kalon’u aynı şey olarak anlamaktaydı. Ölçüsüz, saf, soylu ve görkemli bir varoluş. Kendini çılgınca, arı ve ölçüsüzce açan bir açıklık. Estetik ki mantık kadar eskidir; güzeli sanatın beğeni ve zevk duygusu yaratmak için temsil ettiği şey olarak anlar. Oysaki sanat, gerçek anlamda, şeylerin kendisi için açılandır.”
Güzellik kendiliğinden ortaya çıkmaz, insanlar tarafından açığa çıkarılır, yani aslında daima saklı olan bir şeydir. Gizlenmiş, sırlanmış olmak onun doğasındadır. Bu durumda şeffaflık, güzellikle anlaşamaz. Şeffaf güzellik bir oksimorondur, zıtların bileşimidir. Güzellik zorunlu olarak bir görünümdür. İçinde opaklık barındırır. Opak gölgeli demektir. Gölgeyi kaldırma ise büyüyü bozar ve onu tahrip eder. Bu yüzden güzel, doğası gereği üzerinden gölgesi kalkmamış olandır. Kendi mağarasını inşa etmiş, kendi kozasını örmüş, dışarıdan gelecek hiçbir şeyle değer kaybetmeyecek bir yapıya sahiptir. Gölgeyle olan yoldaşlığı da buradan gelir. Çünkü güzeli herkes göremez. Diğer yandan güzel, görünmüyor diye de güzelliğinden bir şey kaybedecek değildir. Bu toprakların bir güzeli olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî de şöyle yorumlamıştır: “İnsan gözdür, öte yanı deriden etten başka bir şey değil. Gözü neyi görürse, değeri o kadardır insanın.”
Belki de bundan olsa gerek bizim coğrafyamızda “güzel bakan güzel görür” inancı hâkimdir ve “kusur, görenindir” aynı zamanda. Demek ki güzellikle görmek arasında çok çetrefilli, çok derin bir ilişki var. Güzel, hazzın ötesindedir. Onu görmek çoğu zaman acı verir, sarsıcıdır ve şok edicidir. O kadar ince, narin ve pürüzsüzdür ki onu görenin ve onu yaşayanın bünyesinde oldukça tesiri yüksek (aşkın, ulvî) bir tahribata yol açar. İnsanı kendine getirenler içinde daima zirvededir güzellik ve bu ‘oluş’ sürecini yavaşça sergiler. Keskin ve yavaş bir ok gibidir. Byung-Chul Han, Güzeli Kurtarmak adlı eserinde konuyu şöyle derinleştirir:
“Güzelliğin yavaş oku - En soylu güzellik türü bir anda cezbeden, ateşli ve sarhoş edici saldırılar yapan değildir (kolaylıkla tiksinti uyandırır böylesi). Yavaş yavaş içe işleyen, insanın adeta hiç fark etmeden beraberinde taşıdığı ve rüyasında yeniden karşısına çıkan, ama sonunda uzun süre alçakgönüllülüğü ile yüreğimizi yararak bizi tamamen ele geçiren, gözlerimizi yaşlarla, yüreğimizi özlemle doldurandır.”
Neden fotoğraf çekeriz? Güzel bulduğumuz bir şeyi arşivlemek, ihtiyacımız olduğunda hafızamız aracılığıyla çağırmak ya da paylaşıp başkaları tarafından da güzel bulunmasını sağlamak için. Oysa bunlardan üçüncüsü, güzelliğin tarif edilemez yapısına temas ettiği için bir beğeni olarak kalır. Kendini beğenmek ve kendini beğendirmek, güzelliğin dışındaki eylemlerdir. Çünkü doğal değildir, hızlıdır, kaygılıdır ve dolayısıyla saflığını yitirmiştir. Güzelle karşılaşmak, güzelle tanışmak insanın estetik tarafıyla ilgilidir ve bire bir ilişkiyi gerektirir. Büyü vardır, zorlama yoktur. Teklik vardır, çokluk yoktur. “Güzelliğin büyüsü, onun bir giz oluşundadır, ögeleri zorla biraraya getirilirse, ortada güzellik kalmaz.” diyor Friedrich Schiller estetik üzerine yazdıklarında. Burada soyutluğa da bir atıf var. Güzeli anlarken ve güzelliği yaşarken somut bir şeyden bahsedemeyiz. Soyuttur o. Beğeni kültürü soyut güzelliğe olan inanışa ve yönelişe zarar vermiştir. Ancak güzeli koruyan da güzel olduğu için bu zarar kişinin estetik zevkine doğru yönelir. Beğenilmeyi ve beğendirmeyi tercih eden birinin estetik zevki zamanla yok olacaktır. Çok basit bir formül: Güzellik için uğraşmak kişiyi insan olma yolunda geliştirir, sadece beğenilmek için uğraşmaksa kişinin egosunu şişirmekten ve onu gösteri dünyasının şov insanına dönüştürmekten başka bir işe yaramaz.
Aşkın, hayretin ve şaşkınlığın olmadığı yerde güzellikten bahsetmek ‘beğeni insanları’ için gülünçtür. Çünkü ne aşka ne hayrete ne de şaşkınlığa ‘like’ atılmaz. Onlar hissedilir ve yaşanır. Beğeni peşinde koşan like avcıları için hislerin bir önemi yoktur. Tek bir ana indirgerler güzelliği: ……. seni takip etti, beğendi, fav’ladı, retweet etti, repost etti…
Bu durumda 20. yüzyıl Türk âşık şiirinin zirvesi Veysel’imizi anmadan bitirmek olmaz: “Güzelliğin on par'etmez / şu bendeki aşk olmasa / eğlenecek yer bulaman / gönlümdeki köşk olmasa.”Güzelliğin illüzyonuna kanmamak için:
Gelip geçici hevesleri bir kenara bırakıp gerçek tutkularınıza yönelin. Yani meşgul olurken heyecanlandığınız hiçbir şeyi bırakmayın.
İnsanı şaşkına çeviren şeylerin kalabalıkta değil, sakin ve sessiz yerlerde olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
Doğa ile baş başa kalmanın güzel olan her şeyle baş başa kalmak olduğunu unutmayın.
İmkân buldukça çıplak ayakla toprağa basın, bir çeşmeden –eğer hâlâ akıyorsa- yüzünüze su çarpın.
Uygun bir yer bulduğunuzda göğe doğru çığlık atın. Sesinizin yankısı içinizde çürümeye yüz tutmuş şeyleri ayağa kaldırabilir.
Sosyal mecralarda geçirdiğiniz her bir saat için kendinize ceza kesin. İki katı kadar kitap okuyun ve lütfen bu kitap bir düşünce ya da sanat kitabı olsun.
Daha önce hiç merak etmediğiniz şeylerin peşine düşmek, yeni keşifler yapmanızı sağlayabilir. Böylece güzellik kavramını sorgulayabilir, estetik anlayışınızı geliştirebilirsiniz.
Düşüncelerine önem verdiğiniz biriyle güzel kavramı üzerine sohbet edin, notlar alın.
Carl Gustav Jung, İnsan Ruhuna Yöneliş’te “Kaç kez bir hastanın, ‘Varoluşumun anlamını ve amacını bir bilebilsem sinirsel sıkıntılarımdan da kurtulurdum!’ diye bağırdığını duymuşumdur.” der. Ara sıra kendinize, “varoluşumun anlamı ne?” ve “benim bu yaşamda bir amacım var mı?” diye sorun. Cevaplarınız –varsa- karşısında hayretlere düşeceksiniz.
Güzelliğin peşine düşerken depresyona girerseniz panik yapmayın. Bunca yıl kötülüğe maruz kalmış hislerinizin bir tepki vermesi gayet doğal. Tadını çıkarın bu efkârın.
Az yiyin, az uyuyun, az konuşun. Hakiki güzellikte pürüze yer yoktur.
Kusur aramayın, önce kendinize bakın.